Get Adobe Flash player

 

SERVET-İ FÜNÛN ŞİİRİNDE VE CENAP ŞAHABETTİN’DE TABİAT

                                                                                                                      Oğuzhan KIRLI

Giriş

            Klasik Türk şiirinin kurallarla örülü dünyası bir anlamda şairin özgürlüğünü kısıtlamakta idi. Kafiyeden vezne, nazım biçimlerinden içeriğe kadar bir gelenek çizgisinin bulunması ve şairin bu gelenek hattını zorlayamaması bu edebiyatın ayırıcı özellikleri arasında yer alır. Özellikle konu, şekil ve nazım türlerinin Arap ve Fars edebiyatlarından alınmış olması ve Türk edebiyatının katkısı olacak verimlerden –tuyug ve şarkı dışında-  pek söz edilememesi Divan edebiyatının yeniden inşa edilen bir edebiyat olmasından çok kuralları belli bir geleneğin devamı olduğunu gösterir.

            Bu yazıda Servet-i Fünûn şiirinin tabiat anlayışı daha çok Cenap Şahabettin ekseninde ele alınmaya çalışılacaktır. Servet-i Fünûn’dan önceki dönemlerin tabiat anlayışı yüzeysel olarak ele alındıktan sonra Servet-i Fünûn sanatçılarının tabiata bakışları irdelenecektir.  Referanslarımız arasında Cenap Şahabettin’in Servet-i Fünûn dergisinin 340. sayısında yayımladığı Tabiata Karşı Şair adlı makalesi yer alacak, ayrıca yeri geldikçe dönemi analiz eden edebiyat tarihlerinden ve biyografik eserlerden yararlanılacaktır.

AddThis Social Bookmark Button

Devamını oku...

LEYLA HANIM’IN ŞİİRLERİNDE MEVLANA SEVGİSİ

                                                                                                                             Oğuzhan KIRLI

 

                Anadolu’da 13.yy ile 15.yy arasında kuruluş dönemini yaşayıp 16.yy ve 17.yy’da en parlak dönemlerini yaşayan Klasik Türk Edebiyatı 19. yüzyılda devletin içinde bulunduğu duruma uygun olarak artık çöküş dönemini yaşamaktadır. Geleneğin yetiştirdiği son büyük şair olan Şeyh Galip’in hazinesinden mümkün mertebe yararlanmayı bir moda haline getiren şairler 19. yüzyılda sayıca epey fazladır. Şeyh Galip’in Mevlevi şeyhi olması doğal olarak 19. Yüzyıl şairlerinde bir Mevlana hayranlığı doğurmuştur (Eflatun, 526-527: 2006).

                Bir kazaskerin kızı olan Leyla Hanım iyi bir eğitim almıştır. Yüzyılın büyük hiciv şairlerinden İzzet Molla’nın yeğeni olan Leyla Hanım şiir tekniğini ondan öğrenmiştir. Genç yaşta evlenmiş, ama kısa süre sonra eşinden ayrılmıştır. Şiirlerinden anlaşıldığına göre hayatının sonlarına doğru maddi sıkıntılar çekmiş, saraydan yazdığı kasidelerle yardım istemiştir. Dönemin padişahı II. Mahmut’tan destek görmüştür. Leyla Hanım’ın padişahın çocuklarının doğumu münasebeti ile söylediği tarih kıtalarına bakarak onun sürekli saray desteğini aldığını söylemek mümkündür. 1847’de İstanbul’da ölen Leyla Hanım Galata Mevlevihanesi’nin bahçesine gömüldü (Ünver, 157: 2003)

AddThis Social Bookmark Button

Devamını oku...

sorusor



Hoşgeldiniz..